HABERLER

28 Eylül 2012

Tenten: Beştepe’de Büyüdüm

2000’li yıllardan bu yana Gençlerbirliği tesislerinde çalışan herkesin tanıdığı, ilerleyen günlerde de bütün Türkiye’nin tanıyacağına inandığımız bir futbolcumuz var: Tenten. Gerçi onu bu lakabıyla sadece kırmızı-siyahlı renklere aşina olanlar biliyor. Esame listesindeki ve nüfus cüzdanındaki adıyla söylersek Mustafa Kayabaşı. Mustafa Kayabaşı bundan tam 13 yıl önce, henüz 11 yaşındayken Gençlerbirliği Futbol Okulu’nda başladığı kariyerindeki en önemli adımı geçen iki hafta önce Eskişehirspor maçında Atatürk Stadyumu’nun çimlerine attı. Mustafa Kayabaşı’nın, nam-ı diğer Tenten’in bu mutlu ana bugüne kadar hemen her kademesinde forma giydiği Gençlerbirliği formasıyla ulaşması ise kulübümüze gurur verdi. Hem Tenten hem bizim için önemli olan bu olay unutulmasın, kayıtlara geçsin istedik ve Tenten’le konuştuk.

Tenten istersen, kariyerinin bundan sonraki yıllarında çok duyacağını tahmin ettiğimiz bir soruyla başlayalım, bu “Tenten” lakabını nasıl aldın, kim verdi sana?

Gençlerbirliği futbol okuluna yazdırdı babam beni. Dikmen’de oturuyoruz o zaman. Mahalleden benim gibi iki üç çocuk daha var. Okul bitip takıma seçilince hemen her gün antrenmana gidip gelmemiz gerekiyordu. Bizi tesislere götürüp getirme görevi de babamın bir arkadaşına düştü. Eski model bir arabayla bizi götürüp getiren amca, benim havaya kalkmış saçlarıma bakıp, “Ne o, saçlarını niye Tenten gibi tarıyorsun” diye sorunca diğer arkadaşlar, hoşlarına gitmiş olmalı ki, “Tenten” dediler bana. Sonra bütün tesislere dağıldı bu. Çoğu insan asıl ismimi unuttu. Zaman içinde ben de alıştım. Tenten’i filan bilmezdim, okudum, sevdim. En son Belçika’ya gittiğimizde üzerinde Tenten resmi olan tişörtler aldım. Memnunum aslında. Hem ismimden hem lakabımdan.

Tenten Gençlerbirliği’nde uzun bir geçmişin var. Hemen hemen altyapıda çalışmış her antrenörle sahaya çıkmış olmalısın. Kimler var.

18 yaşıma kadar buradaydım hep. Altyapıdaki bütün kategorilerde oynadım. İlk hocam Seçkin Topçu. Veyis Kamber’le, Muammer Canlı’yla, İlker Akbaş’la çalıştım. Birebir hocam olmadı ama ben altyapıdayken rahmetli Ahmet hocamız, Ahmet Canatan koordinatördü. Sonra benim dönemimde oynayan bazı arkadaşlar gibi önce Fethiyespor’a, sonra Kastamonuspor’a gittim kiralık olarak. Geri Hacettepe’ye döndüm.

Bu takımlara gönderildiğin zaman hiç üzüldün mü? Hani Gençlerbirliği’nden ayrılmak biraz da A Takım hedefinden uzaklaşmak anlamına geliyor mu?

Aslında gittiğimizde, elbette hocalar bize soruyordu. Açıkçası insanda bir burukluk oluyor. Beni gelecekte düşünmüyorlar mı? Gidersem bir daha dönebilir miyim? diye kendine soruyorsun. Ama hem Fethiye hem Kastamonu bana çok iyi geldi. Kastamonuspor zaten adeta Gençlerbirliği’nin pilot takımı gibiydi ben gittiğimde, Avni hocamız da bizimleydi, sadece tesisler, oynadığımız saha başkaydı işte. Şimdi geriye baktığımda iyi ki gitmiş, oralarda oynamışım diyorum.

Oynamak tecrübe kazandırıyor. Ama senin bu seneki hal ve tavırlarına bakınca sanki Balıkesirspor’da olgunlaşmışsın, seni 17 yaşından beri izleyenler bu değişimden bahsediyor. Geçen seneki tecrübenin diğerlerinden farkı nedir?

Balıkesirspor’da çok mutlu bir sezon geçirdim. Taraftarın bana bakışı, yerel basının yazdıkları bütün bunlar insanın hoşuna gidiyor. Sahada olmak, oynamak, takımın her maçında yer almak. Bütün bunlar çok güzeldi. Geçen sene gidip Balıkesirspor’da oynadığım için çok memnunum. Bir de şu kadar yıl bana bakan, benim iyi bir futbolcu olmamı isteyen aileme karşı sorumluluk hissediyordum. Futbol nankör. Umut vadeden arkadaşlarımın sakatlandıklarını, futbolu bıraktıklarını gördüm. Geçen yıl bana Süper Lig bırakılır mı, diyen çok oldu? Yoksa konu süper lig değil, Gençlerbirliği’ni nasıl terk ederim? Ben aslında Beştepe’de büyüdüm. Bir gün Liverpool için Gerard neyse ben de Gençlerbirliği için o olmak isterim.

Başka futbolculardan bahsetmişken, senin futbola başladığında ve şimdi beğendiğin, kendine örnek aldığın futbolcuları soralım mı?

Bugün için elbetteki İniesta ve Xavi. Ama İniesta’yı daha çok beğeniyorum. Buraya ilk geldiğimde Mbayo’yu seviyordum. Gerçi onunla çok farklı bir stilim var. Ama çocukluk işte. Belki de kendime orta sahayı değil, gole daha yakın olacağım kanatları yakıştırıyordum. 19 Mayıs’taki maçlardan birinde top toplarken Thomas’tan formasını istemiştim. Alamadım ama.

Ama Eskişehir maçında formayı aldın işte, nasıl heyecanlandın mı?

Yok hayır, belki yıllar önce, Antalyaspor maçında kulübedeydim. O maçta oynasam heyecanlanırdım. Ama ilk Süperlig maçına Gençlerbirliği formasıyla çıktığım için mutluyum. İnşallah daha çok maçta oynar, bu formayı terletirim.

Peki bir gün, top toplayan çocuklardan biri isterse formanı verecek misin?

Daha içerde hiç oynamadım, biraz oynayayım, formayı eskiteyim, elbette vereceğim.